Matematiksel Modelleme ve Simülasyon
ZAMANIN GÖLGESİ ![]() Açan Çiçek
I. ZAMANIN GÖLGESİBir fotoğrafın kenarında donmuşum, ama ben miyim fotoğraf, yoksa fotoğraf mı beni düşlüyor?
Zaman, bir kuyunun dibinden bana bakıyor. Bazen su gibi parlıyor, bazen taş gibi susuyor. Ve fısıldıyor: “Ben çekildiğimde sen de yok olursun, ben aktığımda sen, yalnızca bir yankısın.” II. TOPRAĞIN HAFIZASIToprak, beni hatırlıyor. Ama hatırlamak, aslında unutmanın öte yüzü değil mi? Her dost, her düşman, aynı duvarın taşları. Her taş, aynı hiçliğin kabuğu. III. YALNIZLIĞIN ÇİÇEKLERİBir kalemin ucundan sızıyor evren. Harfler— kendi gölgelerinden türeyen varlıklar.
Bir sulu boya, suyunu kaybetmiş. Belki de bütün renkler tek bir renge dönmek istiyor: Hiçliğin rengine.
Güneş açıyor tepemde, ama güneş dediğin yokluğun gözbebeği. Geçmiş kanıyor, gelecek kanıyor. Belki de kan, zamanın kendi yarasıdır. IV. KIYAMETİN AYNASIAy dönüyor gökte, kendini arayan bir daire. Kokumu savuruyor boşluğa.
Ben kokusuz bir yaseminim, ben kanatsız bir serçeyim, ben kuyunun dibinde kendi yankısını bekleyen bir hayalim.
Ve birden, perde yırtılıyor. Ama “kıyamet” dediğimiz nedir ki? Evrenin kendi yüzünü görmesi. Gökkuşağının saklı rengi ilk kez kendine dokunuyor. V. VARLIĞIN SOLUĞUNe sabah var burada, ne akşam. Çünkü sabah da akşam da bizim icadımız.
Ne yasemin açıyor, ne fesleğen kokuyor. Çünkü çiçek bile bizim gözlerimizle var oluyor.
Yalnızlık doğuyor inadına, her an, her nefeste.
Nergisler gölgesinden önce açıyor. Kargalar bağırıyor. Ama belki de o çığlık sessizliğin başka bir adı. VI. EBEDÎ DÖNÜŞBen içime çekiyorum zamanı. Her nefes bir varoluş, her soluk bir yok oluş. Ve biliyorum: Solmak, varlığın başka bir adı.
Kum saatinin çevrilen tanesi, evrenin kendine tuttuğu bir ayna.
Portakal çiçekleri açacak yeniden. Ama açan onlar mı, yoksa bizde açan hatıra mı?
Kuşlar havalanacak. Ama uçan kanatları değil, uçan içimizdeki sonsuzluk. VII. HÜRRİYETİN KAPISIVe sen diyeceksin: “Her şeyin vakti varmış.” Ama vakit nedir ki? Belki de Tanrı’nın boşluğu seyredişi.
Derin kuyudan kurumuş suyu çekerken ben gözyaşlarımla dolduracağım kovayı. Çünkü gözyaşı— ilk sudur. Varoluşun ilk nişanı.
Bizim gidişimiz, bir kabuğun kırılışıdır. Bir tohumun yarılışı, bir göğün açılışıdır. VIII. SONSUZLUĞUN KALBİAyaklarım çürüse de, parmaklarım düşse de, kalbim kalacak. Ve o kalp— hiçliğin kalbidir. Kuşlarla dolu, açmamış çiçeklerle dolu, sonsuzlukla yoğrulmuş öz.
Ve o öz, kendini bekleyecek. Beni değil. Çünkü ben— onun sadece hayaliydim.
Ama hayal bile bir hakikattir: Bir çiçeğin kalbinde açan hiçlik gibi. |
28 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |