İkarus’un eriyen kanadı
Fırtınaya ters açılan kanatların altında
Bir kuş öldü içimde
çok önce.
Taşın sesi hâlâ dönüyor
kemiklerimin boşluklarında.
Renkler sustu,
kanat tozu kaldı yalnızca
parmak çizgilerimde.
Avuçlarımda kırılan yumurtalar
zamanla kabuk olmadı
bir tür yankı oldular,
uykularımı kemiren
sessiz, beyaz bir çatlak.
Büyüdüm.
Bıçağın yönünü öğrendim.
Acının kısaltılmış yollarını.
Kanı durdurmanın
geç kalmış bilgisini.
Ama hiçbir öğreniş
geri almadı
ellerimin hafızasını.
Şimdi geceler
güvercin tüyü kadar ağır.
Bir kanat incinse
içimde çöker bir oda.
Kedilere kızarım,
onları beslerim,
ve dünya
kendi kalbini yiyen
bir hayvan gibi döner.
Bir karanfili koparmak
bir nabzın sönmesi.
Bunu geç öğrendim.
Çok geç.
Toprağa çizilen ilk çizgi
hâlâ yanıyor:
benim
senin
hiç kimsenin.
Gökyüzü bölündü o gün,
ve biz
parçalanmış aynalarda
kendimize bakarak yaşadık.
Kuşlar
geri dönmez.
Sadece içimde
soğuk bir tanıklık bırakırlar.
Tozları sildim.
Bekledim.
Beklemek paslandı içimde.
Maskeler düştü,
yüzüm kaldı
yüzüm de değil artık,
bir kabuk.
İkarus’un eriyen kanadı gibi
umut
sessizce çözüldü bende.
Düşüş bile olmadı
sadece eksilme.
Kaldırım taşlarıyla
aynı sıcaklıktayım şimdi.
Yağmur iner,
hiçbir filiz hatırlamaz beni.
Gözlerim
bir zamanlar ışık değildi belki
ama ben
o karanlığı
ev sandım.
Şimdi
ellerim ağır,
gökyüzü kapalı,
ve içimde
yavaşça büyüyen bir yoklukla
oturuyorum.
Levent Özbek